Bilimin Gün Işığında Bir Fizikçi: Feza Gürsey – Irmak Koç
“Oğlum Feza’ya
O gece
Bu mücevher hediye,
Hılkatin bir minicik şah-eseri,
Bir viran haneyi mamur,
Bir fakir anneyi “Karun” etti.”
– Remziye Hisar, 7 Nisan 1921, Anadolu Hisarı

Feza Gürsey, 7 Nisan 1921 tarihinde İstanbul’da doğmuştu. Annesi Remziye Hisar, Türkiye’nin ilk kadın kimyagerlerinden biriydi. Hisar, o dönemde Darülfünun’da kimya bölümünde eğitim gören üç kadın öğrenciden biri ve aynı zamanda Sorbonne Üniversitesi’nden doktora derecesinde mezun olan ilk Türk kadındı (Ak, 2023). Ünlü fizikçinin babası Reşit Süreyya Gürsey ise onun gibi bir fizikçi, tıp doktoru ve öğretmendi. İstiklal savaşında Kütahya cephesinde bulunmuştu. Feza, çocukluğunu kölelik ile özgür olma arasında seçime zorlanan 1920’li yıllar Türkiye’sinin zor koşullarında yaşadı. Türkiye özgürlüğü seçmişti ve bu özgürlüğün bedeli olan Kurtuluş Savaşı’nı yapmak durumundaydı. Annesi Remziye Hisar Kurtuluş Savaşı’na geleceğin gençlerini yetiştirmek üzere Adana’da öğretmenlik, Reşit Gürsey ise Ankara’da doktorluk yaparak katıldı. Bu ayrılığın bir sonucu olarak Feza Gürsey, bir süreliğine anneannesi ve teyzesi tarafından büyütüldü (Topdemir, 2011).
Savaş bittikten sonra babasının Paris’e röntgen uzmanlığı eğitimi almak için görevlendirilmesiyle gittiler. Feza burada “Jeanne D’Arc” okulunda ilkokul eğitimine başladı. Buradaki pek çok Fransız öğretmenin gözüne girdi. Remziye Hisar burada çalışmalarını sürdürmek için fırsatlar buldu. 2 yıl sonra İstanbul’a döndüklerinde Galatasaray Lisesi’nin ilkokul 3. sınıfına yatılı olarak devam etti. Sonrasında gelen lise yıllarında fizik okuyacağına dair bazı kararlar almaya başladı.
Galatasaray Lisesi’nden sınıf arkadaşı ve emekli büyükelçi Özer Fuat Tevs, lisenin fen bölümünü yerli yabancı bütün hocalarını etkileyerek bitiren Feza Gürsey’i şöyle anlatıyor: “39 Feza Gürsey, zamanının bütün Galatasaray Liselilerini ve yerli yabancı kıymetli hocalarını etkilemiş bir talebe idi. Ortaokul üçüncü sınıfta, akşam etüdünde, bakardık, Feza bir köşede Proust’un “Yitik Zamanı Araştırırken” adlı felsefi hikâyelerini okuyor veya Cézanne’ın reprodüksiyonlarını inceliyor… Fransız hocalarımız büyük teneffüslerde onu muallimler odasına çağırır sohbet ederlerdi… Bizden iki sınıf daha büyük, çok çalışkan bir öğrenci daha vardı. Mezun olduktan sonra Fransız hocalardan birisine, ‘Feza mı yoksa diğer öğrenci mi daha üstündü’ diye sormuşlar. O da, ‘bir köy öğretmeni ile bir ordinaryüs profesör arasında ne kadar fark varsa, Feza ile diğer öğrenci arasında o kadar fark vardı.’ demiş.”
1940 yılında Galatasaray Lisesi’nden mezuniyetinden sonra İstanbul Üniversitesi’ne Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünde okumak üzere gitti. Buradan da 1944 yılında mezun olduktan sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’nde asistan olarak çalışmaya başladı. Bu sırada Milli Eğitim Bakanlığı sınavını kazandı ve Londra Üniversitesi’nde, Imperial College’da Prof. Dr. H. Jones danışmanlığında doktora çalışmalarına başladı (Tozar, 1994). Haziran 1950’de ‘’Kuaterniyonların Alan Denklemlerine Uygulanmaları’’ adlı tezi ile Imperial College Matematik Bölümü’nden doktorasını aldı.

Feza Gürsey, 1950-1951 yılları arasında Cambridge Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmalarını sürdürdü. 1951’de İstanbul Üniversitesi’nde fizik asistanı olarak görevine başladı (Topdemir, 2011; Ak, 2023). 1952’de kendisiyle birlikte fizik asistanlığı yapmakta olan ve hayatının sonuna kadar bilim ve sanat aşkını paylaşabileceği Suha Pamir ile evlendi (Tozar, 1994; Topdemir, 2011). 1953 yılında doçent oldu. İstanbul Üniversitesi’nde dönemin seçkin kuramsal fizik anabilim dallarından birini oluşturmak için yoğun bir çaba gösteren Gürsey, yetkinliğini artırmak için 1957-1961 yılları arasında Brookhaven Ulusal Laboratuvarı’nda, Princeton İleri Araştırma Enstitüsü’nde ve Columbia Üniversitesi’nde araştırmalar yaptı. Bu süreçte Nobel Fizik Ödülü sahibi Wolfgang Pauli ile J. R. Oppenheimer ve yine Nobel Ödüllü fizikçiler olan E. Wigner, T.D. Lee ve C.N. Yang ile tanışıp dostluklar kurdu (Tozar, 1994; Topdemir, 2011; Ak, 2023).
Feza Gürsoy’un yeni dünyada adını duyuran ilk makalesi 1958 yılında yayınladığı ‘’Yük Bağımsızlığı ve Baryon Korunumu ile Pauli Transformasyonunun İlgisi’’[1] başlıklı makalesidir. Kuantum Mekaniğinin Pauli Dışlama İlkesini ortaya koyan ve nötrinoyu deneysel bulgulardan çok yıl evvel keşfeden Nobel Fizik Ödülü almış bir teorik fizikçi olan Pauli, ilgisini çeken bu makaleden 1958 yılında Landau’ya (meşhur Rus teorik fizikçisi) yazdığı bir mektupta bahsetmektedir. Pauli, kendisinden Princeton Enstitüsü’nde çalışmalarına devam etmesi için referans isteyen Feza Gürsey’e gönderdiği mektupta şöyle demiştir: “Ben, seni enstitüye [Princeton İleri Araştırmalar Enstitüsü] tavsiye edebilir miyim diye düşünmüyorum, tam tersi, enstitüyü sana tavsiye edebilir miyim diye düşünüyorum.”


Feza Gürsey, 196l’de Prof. Dr. Cihan Saçlıoğlu’nun anlatımıyla ‘’Tam böyle milletlerarası şöhret sağlamışken ve önünde prestijli yurtdışı iş imkanları açıkken’’ Türkiye’ye döndü (Tozar, 1994) ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ) kendisine sunduğu profesörlük ünvanını kabul ederek ODTÜ Teorik Fizik Bölümü’nün kurulmasında önemli rol oynadı. 1974 yılına kadar burada öğretim üyeliğine devam eden Gürsey l965’te, ODTÜ’deki kadrosunu da koruyarak ABD’deki Yale Üniversitesi’nde profesör olarak çalışmaya başladı. Dönüşümlü olarak hem Yale Üniversitesi’nde hem de ODTÜ’de görev yaptı. Ancak 1974’te, ODTÜ’de bir süredir görev yapmakta olan yönetimin kendisine bu esnekliği tanımayı reddetmesi sonucu ODTÜ’den tamamen ayrıldı (Tozar, 1994) ve 1974’te Yale Üniversitesinde kürsü başkanlığına getirildi ve 1990’a kadar çalışmalarını burada sürdürdü (Topdemir, 2011; Ak, 2023). Ancak Gürsey, yine de sık sık aralıklarla Türkiye’ye dönmüş ve buradaki bilimsel aktivitelerinden vazgeçmeyerek sayısız öğrenci yetiştirmiş ve etkin bir araştırma grubunun oluşmasına büyük katkıda bulunmuştur (Tozar, 1994).

Gürsey, 1977’de, temel parçacık fiziğine yaptığı önemli katkılardan dolayı, dünyaca ünlü fizikçi Sheldon Glashow ile birlikte Oppenheimer Ödülü’ne layık görüldü. Bu büyük başarıya rağmen, Feza Gürsey için en değerli şey Türkiye’de bilimi geliştirmekti. Ödül için kendisini tebrik eden öğrencilerine söylediği şu sözler, onun bilim ve vatan sevgisini özetliyordu: “Ödül, Yale ile Harvard arasında paylaşıldı. İsterdim ki, ODTÜ ve Harvard arasında paylaşıldı desinler.”


Feza Gürsey, 1991’de emekli olarak Türkiye’ye döndü ve Boğaziçi Üniversitesi Emeritus Profesörü oldu. 13 Nisan 1992’de aramızdan ayrıldığında, geride sayısız bilimsel makale, yetiştirdiği birçok öğrenci ve Türkiye’ye kazandırdığı bilimsel miras kaldı. Feza Gürsey’in bilimsel ve akademik çalışmaları, Türkiye’de bilim kültürünün yerleşmesine büyük katkı sağladı. Onun ismi ve mirası, Boğaziçi Üniversitesi ve TÜBİTAK iş birliğiyle kurulan Feza Gürsey Enstitüsü ile yaşamaya devam ediyor.
Feza Gürsey’in yaşamı, yalnızca bir bilim insanının başarı öyküsü değil, aynı zamanda bilimin ışığını Türkiye’ye taşıma mücadelesinin de bir yansımasıdır. Umarız ki onun gibi isimleri benimseyerek çok daha üst noktalara geleceğiz.
Yazar: Irmak Koç
Editör: Onur Kenan Aydoğdu
Dipnotlar
[1] “Relation of Charge Independence and Baryon Conversation to Pauli’s Transformations”, Nuovo Cımento 7, 411-415 (1958)
Kaynakça
Ak, Ö. (2023). Bilim ve Teknolojide Bugünümüzü Şekillendiren Cumhuriyet Gençleri. Bilim ve Teknik, 12-27.
Feza Gürsey’in Biyografisi, https://fezagursey.bogazici.edu.tr/tr/feza-gurseyin-biyografisi , Erişim Tarihi: 03.04.2025
Topdemir, H. G. (2011). Kuramsal Fizikte Evrensel Bir Değer: Feza Gürsey. Bilim ve Teknik, 80–84.
Tozar, Z. (1994). Dünya Çapındaki Fizikçimiz, Çok Yönlü Bilimci Feza Gürsey [1921 – 1992]. Bilim ve Teknik, 70-80.