Modern ve Postmodern Toplumlarda Kimlik Oluşumları Üzerine Bir İnceleme I Cesur Akçay

Özet
Kimlik; Kültürlere, bireylere, yığınsallığa, ferdiliğe, cinsiyetlere ve cinsel yönelimlere göre sınıflandırılabilmektedir. Kimlik aynı zamanda dönemlere göre değişen bir olguda olabilmektedir. Aydınlanma ile birlikte gelişen modernizmde aklın ve bilimselliğin önemi vurgulanmıştır. Modern dönemde kimlik hakkında bir yandan bireysellik vurgulanırken bir yandan da genel-geçerlik savunuluyordu. Kuir feminizmle gelişen Post-modernizm sayesinde bu yargılar yıkılarak yerine her konuda özgür olan Post-modern birey teklif edilmiştir. Post-modern birey kendi kimliğini kendisi seçmekte ve gün geçtikçe post-modern bireylerin sayısı artmaktadır. Postmodernizmin kimlik önerileriyle gün geçtikçe Cinsiyet disforisi sayılarında da artış yaşanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Modernizm, Post-modernizm, , Feminizm, Cinsiyet Disforisi
Giriş
Kimlik yüzyıllardır süregelen bir olgudur. Cinsiyetlere, milletlere, cinsel yönelimlere ve aklımıza gelebilecek her tanımlama kalıplarına göre değişiklik gösterebilir. Dolayısıyla kimlik dediğimiz olgu, insanlarla aramızdaki ortaklıklara ve farklılıklara dayanır (Weeks, 1998). Bozkurt (1995) ve Bilgin’e (2001) göre kimlik, kişilerin kim olduklarını tarif eden temel bir tanımdır. Bu temel tanımların oluşmasında ise kültür çok büyük bir rol üstlenmekte, kültürler değiştikçe kimliklerde değişmektedir (Suavi, 1999).
Kimlik dönemlere ve fikir akımlarına göre de değişebilmektedir. Örneğin Modernite öncesi topluluklarda kimliği daha çok toplum belirlerken, Modern dönemde yüceltilen bireysel akıl sayesinde kimliğin bireyselliği artmıştır. Postmodern dönemde ise kimlik toplumdan aşırı ölçüde sıyrılarak parçalı ve her anlamıyla göreceli bir hal almıştır (Karaduman, 2010). Kimliği bir başka açıdan ele alan Koç’a (2014) göre ise kimlik ferdi ve yığınsal olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Yığınsal bireyler bir topluluk kursa ya da kurmasa dahi kendi aklıyla gerçeği bulamayan, devlete olmasa bile topluluklara uygun hareket eden bireylerdir. Ferdi bireyler ise bireysel kimliklere sahip oldukları gibi kendi başlarına buyruk hareket ederler. Onlar bir topluluğun parçası olsa bile bir topluluk için tuğla olan bireyler değildir. Ferdi birey her eylemini yalnızca kendi iradesiyle eyleyen üstün bir bireydir.
Kimlik bilinci zaman içinde artarak gelişen bir olgu da olabilmektedir. Guibernau(1997, akt. Akça) Kimliğin farklılıkların vurgulanması olduğuna dayanaraktan modeniteyle gelen bireysel kimliğin, kimlik bilincine katkı sağladığını vurgulayarak kimliğin ontolojik anlamda zaman içinde artarak ortaya çıktığını iddia etmiştir. Bostancı (1999) ise ötekiyle kurulan ilişkinin kollektif kimliği oluşturduğunu, ötekinin varlığı ile tehdit oluşturarak toplumları dayanışmaya geçirdiğini ve böylelikle kollektif kimliği açığa çıkardığını iddia etmiştir.
Kimlik daha birçok yönden ele alınabilir. Kimliğin bu uçsuz bucaksız yapısına dair bir sürü çalışma kaleme alınmış ve her çalışma kimliği bir başka açıdan ele almıştır. Ancak kimlik çok geniş ve çok yönlü bir konu olduğu için yapılan diğer araştırmalar onu ancak bir yönünden tutabilmiştir. Biz bu çalışmamız ile: kimliğin Modern ve Post-modern toplumlarda nasıl değişime uğradığını cinsiyet üzerinden ele almış olan çalışmaları ve Post-Modernizmle beraber artmakta olan cinsiyet disforisine yönelik araştırmaları derleyeceğiz.
Aydınlanma ve Modernizm Nedir?
Aydınlanma, insanın aklını bir başkasının egemenliğine sokmadan kendi başına kullanmaya geçmesidir (Kant, 2022). Modern ise kelime olarak latince ‘’modernus’’ tan türeyen modernusta yine latince ‘’modo’’ denilen ve ‘’hemen şimdi’’ anlamına gelen sözden gelmektedir (Kızılçelik ve Erjem 1996). Modern kelimesi ise yeni olana, eski olandan kurtulmuş ve ilerlemiş olana gönderge de bulunur. En geniş haliyle 15. ve 20. Yüzyıllar arasındaki değişim sürecidir. (Çiğdem, 2004). Bu bağlamda kabaca Modernizm, insanın aklını eskide olduğu şeklinden kurtararak, bir diğer deyişle aydınlanmayı kullanarak kendi eline alması şeklinde başlayan bir dönem olarak ele alınabilir. Bu tanımdaki modernizm ve modern insan arayışı çok geçmişlere dek süregelse de 18.yüzyıl ve sonrasında bu arayış meyvelerini vermeye başlamıştır (Önder Erol, 2016)
Aydınlanma düşüncesiyle yalnızca insan aklının dizginleri kişilerin başına buyruk bırakılmamış ama aynı zamanda karşılıklı olarak birbirini etkileyen birçok yeniliği de beraberinde getirmiştir. Metafiziksel her türlü bilgi terk edilmiş ve yerini bilimsel bilgiye bırakmıştır (Swingewood, 1998).Düşünce sistemi teknikselleştirilmiş ve toplumlarda dahil olmak üzere dünyaya deterministik hareket eden bir sistem gözüyle bakılmıştır (Horkheimer, Adorna ve Thodor, 1995).
Modernizmi de yalnızca aydınlanma ile gelişen bir fikir olarak ele almak eksik olur. Modernizm aynı zamanda Pozitivzm ve Rasyonalizm üzerinden de şekillenmiştir. (Karaduman, 2010) Rasyonalizm platondan bu yana gelen ve Aklın yüceliğini vurgulayan bir düşünüş biçimidir. Pozitivzm ise Auguste Comte Tarafından ortaya atılan bir düşünce biçimidir. Comte’a (2014) göre insan aklı ilk olarak doğayı dinsel ve mitsel öğelerle açıklamaya çalışmıştır. Sonra bunun yetersiz olduğunu gören insan metafiziğe kaymış bununla mutlak bir bilgi umuduyla yola koyulmuş ancak yine mağlup olmuştur.Bu nokta da 3.aşamayı Comte sistemleştirmiş ve Pozitif olanın araştırılmasına yönelmiş, metafizik ve dini öğelerin bizi bilgiye yaklaştırmayacağını iddia etmiştir. Bu bağlamda Pozitivizm ‘’tartışılması mümkün olmayan bilimsel metotlarla elde edilen gerçeklere’’ dayalı bir akıl yürütme önermiştir. (D. P. Schultz ve S. E. Schultz, 2007 ). Comte’un bu önerisi cevapsız kalmamış ve 19.yüzyılda, özellikle kantın felsefeyi bilime amade kılması ile doruğunu yaşayan ‘’Bilimin emin yolunda’’ ilerleme fikri (Delacampagne, 2010), gerçekliğin öznelerarası olduğuna da dayanaraktan entelektüel camiada da bir çok konuda genel hükümlere varılmasına yol açmıştır (Habermas, 2001). Böylelikle Modernizm ortak ve itiraz edilemez bir fikir çerçevesinde toplanmıştır.
Modernizm de Kimlik Oluşumları: Cinsiyet Oluşumları
Aydınlanma ile beraber birey kendi aklını ele alıp kullanmaya başlamıştır. Aydınlanma düşüncesi Bireysel Aklın yüceliğini vurgulamış ve gerçekliğin yaratıcısı olarak yine bireyi ve onun aklını yüceltmiş ve Radikal Bireyciliği desteklemiştir.(Cevizci, 2002) Modern dönemin bu bireycilik anlayışı kimlik oluşumlarının büyük bölümlerine de yansımıştır. Modern insan hakikat gibi kimlikleri de inşa etmek zorunda kalmıştır. Yalnızca kimlikte değil Feodal yönetimlerin terk edilmesiyle gelen ekonomik zorluklarla da başa çıkması gerekiyordu ve hızlı yeni gelişmeler Modern insanın çatışmalar yaşamasına neden oldu.(Karaduman, 2010) Kant’a (2022) göre bu çatışmaların ve zorlukların sorumlusu yine insanın kendisidir. Çünkü o Aydınlanmaya kadar kendi eliyle kendi aklını teslim etmişti ve bundan başka birini sorumlu tutamazdı.
Modernizm her ne kadar bireyciliği ve özgürlüğü savunsa da bu onun her alanda bu görüşleri desteklediği ve ilerlettiği anlamlarına gelmemektedir.Giddens(1994)’e göre Modernizmle beraber kullanılan metodlar her ne kadar değişmiş olsa da modern dönem tam anlamıyla ortaçağ düşüncesinden sıyrılamamıştır.Aydınlanma Ortaçağın kaderci anlayışını reddetmiş ancak bu seferde Bilimsel kesinliğe güvenerekten gelecek hakkında yorumlar yapmış ve determinizmi benimsemiştir.(akt. Kaval, 2018)
Aklın kutsallaştırılıp eski yargıların yıkılması Modernizmin; 18.yy öncesinde Aydınlanma dönemlerinde Descartesçı kartezyen dualizmin ve Descartes öncesi ötekileştirilmiş beden algılarını tekrar gözden geçirerek ele almasına da neden olmuştur(Öztürk, 2012) ancak modernizm bir kere daha ortaçağı yeniden inşa etmiş ve bilimsel kesinliğin getirdiği doğruluk anlayışıyla doğruyu tektipleştirerek; Kimlik, Cinsiyet ve cinsel yönelim yargılarına da yine tektip olan Ataerkil bakış açısından bakmasına neden olmuştur (Maden, 2020)
Modernizmde Kimlik çok yapılı ve devingendir. Modernitede kimlik sorunu; ‘’Biz kendimizi nasıl yıkabilir, anlayabilir ve nasıl inşa ederek ötekine sunabiliriz’’ şeklindedir. Kimlikler öteki ile ilişkili olduğu gibi toplumla da ilişkilidir.Bu ilişkiler ve modernizm sayesinde kimlikler durmadan değişmekte ve gelişmekte Ancak öte yandan toplum ve öteki ile olan ilişkilerden dolayı kimlik hala bir bakımdan da sabit kalmakta ve modayla birlikte kimlikler zamanla yıkılabilir, yeniden üretilebilir ve değiştirilebilir bir hal almaktadır. (Kellner, 2004). Modernizmin kimlik yapısında açık bir çelişki mevcuttur ve bu sonradan farkedilerek Post-Modernizme zemin hazırlayacaktır.
Modernizmden Post-modernizme Geçiş Aşaması: Feminizm
Feminizm en genel hatlarıyla ataerkil toplumsal cinsiyet yargılarına bir itirazdır. Toplumsal cinsiyet ise biyolojik olarak erkek veya kadın olan, bir diğer deyişle sperm ve yumurta üreticilerinin sosyal ve toplumsal alanlarda nasıl hareket etmeleri gerektiğini onlara buyuran bir oluşumdur. Çoğunlukla verili olduğu kabul edilen ancak kişilerin yaşamları boyunca yaşadığı biçimlerle ve kültürlerle kendilerini binbir çeşitte tekrar yazdıkları bir kurallar topluluğudur (West ve Zimmerman, 1987).
Modernizm bireyciliği savunsa da bilimin emin yolunda ilerleme fikri kimlikte de kesin yargılara varılmasına yol açmış ve kimlikte özcülük desteklenmiştir. Özcülük, kimliklerin biyolojilere bağlı olduğunu iddia etmektedir. Kısaca biyolojik olarak kadın yumurtalığın sahibi erkek de spermin üreticisidir (Smith, 1992). Bu tür bir özcülük evrimsel ve biyolojik anlamda her ne kadar masum bilimsel bir yargı gibi görünse de aslında toplumun anladığı şekliyle o kadar masum değildir. Arka planda geleneksel yargıları güçlendirmekte; Penisi olanların ‘’erkek’’ gibi davranmalarını ve kadınlardan hoşlanmalarını beklemektedir (Connell, 2002)
Erkek yalnızca ‘’penisi olanı’ tanımlıyor ise penisi olanın ‘’penisi olan biri gibi davranması’’ ne demektir? Görüldüğü üzere burada erkek yalnızca ‘’sperm üreticisi’’ anlamına gelmemektedir. Butler’e( 2020) göre burada ilgi nesnesi ile toplumsal cinsiyet arasında bir ilişki kurulur. Hatta bu ilişki bir adım daha öteye taşınarak arzu ve toplumsal cinsiyetin birbirini zorunlu olarak gösterdiği iddia edilerek metafiziksel bir hakikat gibi sunulmaya çalışılır.
Bu ataerkil fikirlerin yanında modernizmin sunduğu bireysel ve özgür akıl sayesinde bu ataerkilliğin yıkılabileceği ve bir yenisinin üretilebileceği anlaşılmış ve feminist teorilerin ve hareketlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Başlıca Feminist teorileri Liberal feminizm, Kültürel feminizm, radikal feminizm, marxist feminizm, varoluşçu feminizm, postmodern feminizm şeklinde sıralayabilirken(Dikici, 2016) Kronolojik olarak ise 3 dalga halinde sınıflandırabiliriz (Çelikkol ve Hira, 2022).
Birinci dalga feminizimde kadınlar, erkeklerle eşit haklara sahip olmak, eşit özgürlüklere sahip olmak, sosyo-kültürel alanda eşit muameleyi görmek ve seçme seçilme gibi konular üzerinde durmuştur. Kısaca birinci dalga feminizm kadınların erkeklerle eşit hak ve özgürlükleri talep ettiği bir dönemdir.(Gökhan, 2010)
İkinci Dalga feminizm ise kabaca 1960 lardan sonra çıkan ve kadınların haklardan daha çok rolleri talep ettikleri bir dönemdir. Kadının doğurganlığı, ev içi rolleri, cinselliği gibi kadınların yalnızca biyolojik farklılıklarından dolayı maruz kaldıkları ayrımcılıkları hedef almaktadır.(Özüdoğru, 2018) Bu dönemdeki tartışmalar 3.Dalga feminizmin oluşmasına ve toplumsal cinsiyet kalıplarının tekrar gözden geçirilmesine, cinsel yönelim, cinsiyet ve cinsellik gibi kalıpların tartışılarak Post-modern bireyin ortaya çıkmasına neden olacaktır. (Akan & Gürhan, 2020)
Bir Başka Feminist Teori: Kuir Feminizm
Kuir heteronormatif olmayan cinsiyet kalıpları için kullanılan bir kimliktir ve cinsellik, cinsiyet ve bu bağlamda cinsel yönelim gibi kalıplarla da ilişkilidir (Sedgwick, 1998). Kuir teori ise cinsiyet, cinsellik ve cinsel yönelimlerimizi açıklayan yeni bir açıklamadır. 3.dalga feminizimde tam olarak bu konulara eğilen, cinsiyet kalıplarını, cinselliği ve cinsel yönelimlerin bazı baskılar sonucu oluştuğunu iddia eden bir görüştür. Bu bağlamda kuir ile feminizm arasında bir ilişki olduğu görülebilir (Okur, 28AD). Feminizm kuir teoriye, Kuir teori de feminizme şekil vermektedir. Özellikle feminizmin artık sadece kadınları ve lezbiyenliği değil ama aynı zamanda translığı, gayliği de kapsadığını göz önünde bulundurduğumuzda kuir feminizmi ortaya atmak hiç de sakıncalı durmamaktadır (Marunicci, 2020).
Kuir Feminizmin başlıca savunucularından Judith Butler’a (2020) göre toplumsal cinsiyet performatiftir ve bir dil oyunundan ibarettir. Toplumsal cinsiyetler, ataerkinin şu veya bu hareketleri yine ataerkinin varlığını ayakta tutması için cinsiyetlerle özdeşleştirmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Butler’a göre bütün toplumsal cinsiyet tanımlamaları bu kategoriye girer. Nitekim 3.dalga feminizm öncesinde kadınlar ataerkinin kendilerine koyduğu tanımların bir kısmını yıkıp tekrar inşa ederek aynı geleneği sürdürmeye devam ediyorlardı. Butler bunun kendi topuğuna sıkmak olduğunu dile getirerek toplumsal cinsiyetlerin performanslar ile özdeşleştirilmesini şu şekilde eleştirmektedir:
’’İnsan kadın gibi giyinmiş bir erkek veya erkek gibi giyinmiş bir kadın gördüğünü düşünüyorsa bu algılardaki ikinci terimi toplumsal cinsiyet gerçekliği olarak görüyordur. ...Görünürdeki bir gerçekliğin bir gerçekdışıyla eşleştiği bu tür algılarda neyin gerçek olduğunu bildiğimizi düşünürüz ve toplumsal cinsiyetin ikincil görünümünü salt yapıntı, oyun, aldatma ve yanılsama addederiz’’(ss. 28).
Post-modernizmdeki Kimlik Oluşumları ve Cinsiyet Disforilerindeki Artış
Post-modernizmin, modernizm gibi ne olup ne olmadığını söylemek pek mümkün değildir. Çünkü Post-modernizm Modernizmin aksine bütünleştirici ve mutlak olan bütün fikirlere karşı çıkmıştır. Post-modernistler yorumun önemini vurgulayarak kesin bilginin önünü kapamışlardır (Akça, 2005). Bu bakımdan Post-modernizmin net bir tanımını yapmak mümkün değildir ancak onun; Modernizmden bir kopuş, modernizmin katı tutumuna bir tepki olarak görenler olduğu gibi onu modernizmin bir devamı şeklinde görenler de olmuştur. Bazıları da onu bir kolaj olarak görmüştür ve hatta bazıları Post-modernizmin tarihin sonunu getiren bir akım olduğunu iddia etmiştir (Fukuyama, 1993. Akt. Yıldız, 2005).
Post-modernizmin ne olduğunu kavramak için onu Modernizm ile kıyaslamak bir hayli yardımcı olacaktır. Modernizmde tektipleşen doğruluğun getirdiği ataerkil düzen Post-modernizmle birlikte yerle bir edilmiş ve yerini tektip olmayan bütün marjinallikleri ve çokluğu kucaklayan bir yapı almıştır (Maden, 2020). Bu bağlamda modernizmde tek olan anlam ve cinsiyetler yerini uçsuz bucaksız anlam dünyasına ve ikili değil sonsuz olan cinsiyet dünyasına bırakmıştır (Çelikkol ve Hira, 2022).
Post-modernistler toplumdaki herhangi bir uzlaşıyı veya merkeziliği kabul etmezler. Dili kullanarak toplumlardaki ve kültürlerdeki kavramların içini boşaltmış ve anlamsızlıklarını göstermiştir. Bu da toplumsal sözleşmelerin iflası ile sonuçlanmıştır. Bu iflas her ‘’değer’’in en fazla bir diğer değer gibi olduğunu göstererek toplumları kaosa sürüklemiştir (Murphy, 2000).
Post-modernizm bu değerleri anlamsızlaştırarak bu değerlerden birini seçmek yerine kendi değerini ve anlamını yaratan Post-modern bireyi teklif ederler. Bu birey kendi kişisel anlamını bulup inşa eder, bu anlamı inşa ederken hiçbir ailesel, dini ve milli bağlılıkları önemsemek zorunda değildir. Yalnızca kendiyle baş başadır ancak bu bulduğu anlamın herkesçe kabul edilmek zorunda olmayan mutlaklıktan uzak bir anlam olduğunu bilir. Post-modernizm bireyin bu seçimlerini yaparken özgür olup olmadığına da değinmez. Ancak değinseydi bile yine bu değini de mutlak olmayan bir başka fikir olacaktır (Rosenau, 1998). Bu birey kendi kimliğini, cinsiyetini ve dünyasını tamamen kendisi inşa etmektedir.
Post-modernizme yönelik eleştiriler de gelmiştir. Serdar(2001) Postmodernizmin aslında çoğulculuğu temel almadığını küreselleşmeyle beraber batının herkesi kendi safına çekerek aynılaştırdığını ve onların bütün değer yargılarını yıktığını iddia etmiştir. Ona göre gerçek bir çoğulculuk bu çoğulculuğun da reddedilerek ayrı bir konumda savunulmasına izin vermelidir.
Bir başka eleştiri de Habermas’tan gelmektedir (1985, akt. Zeka, 1994). Habermas’a göre Postmodernizm aklın ölçütlerini bir kenara atarak kendi zeminini de tehlikeye atmaktadır. Çünkü tutarlılık, görecelilik veya mutlağın reddi bile akıl ile yapılmaktadır. Aynı zamanda Post-modernizm fikirlerini akıl ile desteklemese dahi retoriği kullanmaktadır. Bu da Post-modernizmin modernizmi reddederek çok da iyi bir şey yapmadığını göstermektedir.
Post-modernizm eleştirileri Post-modernizmi yıldıramamıştır. Post-modernizmin sunduğu post-modern birey yaşamaktadır ve bu bireylerin sayısı giderek artmaktadır. Bunun en açık örneği Post-modernizmin cinsiyetlerin seçimini bireyin kendisine bırakması sonucu artan cinsiyet disforisidir. Cinsiyet disforisi; ‘’kişinin deneyimlediği/ifade ettiği cinsiyet ile atanmış cinsiyeti arasında en az 6 ay süren belirgin bir uyumsuzluktur’’ (DSM V)[1]. Bu uyumsuzluğun artmakta olduğu yapılan çalışmalar ile tespit edilmiştir.
Katiala ve arkadaşlarının (2020) yönettiği bir araştırmada; 2011 ve 2017 yılları arasında UK. ve 4 İskandinav ülkesindeki (Danimarka, Finlandiya, Norveç ve İsveç) tüm GIDS’lerdeki yıllık sevk sayıları elde edilmiş ve 18 yaş altı nüfusla ilişkilendirilmiştir. Bu ilişkilendirmeler sonucunda araştırılan bütün ülkelerde 2011 yılından 2017 yılına GIDS sevklerinde benzer ve ciddi bir artış görülmüştür.


Bir başka araştırma da Littman(2018) tarafından yönetilmiştir. ROGD olarak isimlendirilen ‘’hızlı başlangıçlı cinsiyet disforisi’’, çocukluğunda cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşamayan ancak ergenlikte aniden cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşayan bireyleri gözlemleyen ebeveynleri tarafından tanımlanmıştır. 256 ROGD’lu ergen bireylerin ebeveynleri anketle incelenmiş ve ROGD’un daha çok (%82.8) doğumda kız olarak atananlarda görüldüğü tespit edilmiştir. Bu ergenlerin çok fazla sosyal medya ile içli dışlı oldukları da ebeveynleri tarafından aktarılmıştır.
Wiepjes ve arkadaşları (2015) da Hollanda da 1972-2015 yılları arasında kendi cinsiyet kimliği kliniklerine başvuran kişileri incelemişlerdir. 1972-2015 yılları arasında kliniğe transseksüel sağlık hizmeti için 6793 kişi başvurmuştur. 1980 yılında kliniğe Transseksüel sağlık hizmeti için başvuran kişi sayısı 34 iken 2015’te 20 kat artış göstererek 686’ya ulaşmıştır.
Sonuç
Post-modern olmak, tanımlardan kaçmak veya kaçmamak, kendi dünyasını kendi yaratmak veya yaratmamak ama bunu tercih ederken de yaratmış olmaktır. Aklını başkalarının buyruğuna vermemek veya vermek değildir. Zira postmodern kişi bu seçimlerinde de kendiyle baş başadır. Modern olmak ise bilimin önderliğinde bir özgürlüğe sahip olmaktır. Modern dönemde olduğu gibi tarihin her döneminde; din, bilim, metafizik gibi ideolojiler döneme hakim olmuştur. Post-modern dönem ise bir istisnadır. Bu döneme hakim olan ideoloji ideolojisizliktir.
Post-modernizmin getirilerine karşı çıkan bir sürü insan olsa dahi bu bulgular Post-modernizmin gün geçtikçe daha çok yükseldiğini göstermektedir. Post-modernizmin iyi yanları olduğu gibi kötü yanları da vardır. Her ne kadar bazı araştırma bulguları küreselleşmenin ve Post-modern aynılaşmanın bir örneği olarak gösterilebilse de Postmodern kabulleniciliğin LGBT bireylerdeki intihar oranlarını azalttığına yönelik araştırmalar da mevcuttur. Konuyu merak eden araştırmacılar LGBT bireylerdeki intihar oranlarının kabullenme ve reddetmeyle olan ilişkisini inceleyebilirler.
Yazar: Cesur Akçay
Kaynak: Cesur Akçay, Modern ve Postmodern Toplumlarda Kimlik Oluşumları Üzerine Bir İnceleme, https://www.academia.edu/120224416/Modern_ve_Postmodern_Toplumlarda_Kimlik_Olu%C5%9Fumlar%C4%B1_%C3%9Czerine_Bir_%C4%B0nceleme , Erişim Tarihi: 12.12.2024
Dipnotlar
[1] Bozukluğun belirlenmesinde kullanılan tanımlama ölçütleri için bkz. DSM V
Kaynakça
Akça, G. (2005). Modernden Postmoderne Kültür ve Kimlik. İLKE, 1(15), 2-10
Aydın, Suavi 1999. Kimlik Sorunu, Ulusallık ve Türk Kimliği, Öteki Yayınevi Yayınları, Ankara.
Bilgin, N. (2001), İnsan İlişkileri ve Kimlik, İstanbul: Sistem Yay.
BOZKURT, G. (1995), Türk Kimliği, İstanbul: Remzi Kitabevi.
Butler, J. (2020), Cinsiyet Belası: feminizm ve kimliğin altüst edilmesi , İstanbul:Metis yayınları
Cevizci, A. (2002). Felsefe Tarihi, Bursa: Ezgi Kitabevi Yayınları
Comte, A. (2014). Pozitif Felsefe Dersleri. İstanbul University Journal of Sociology, 2(19-20), 213-258.
Connell, R. W. (2002). Gender: A short introduction. Malden, MA: Polity Press.
Çelikkol, İ. ve Hira, İ.(2022). Modernizm ve Postmodernizm Tartışmaları Ekseninde Toplumsal Cinsiyet, Cinsel Yönelimler ve Cinsiyetsizleştirme, Sakarya Üniversitesi Kadın Araştırmaları Dergisi, 1(1), 41.
Çiğdem, A. (2004), Bir İmkân Olarak Modernite: Weber ve Habermas. İstanbul: İletişim Yayınları
Dikici, E. (2016), Feminizmin 3 Ana Akımı: Liberal, Marxist ve Radikal Feminizm Teorileri, 1(43), 524, International Journal of Social Science Doi number:http://dx.doi.org/10.9761/JASSS3100
Delacampagne, C. (2010), 20. Yüzyıl Felsefe Tarihi, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Gökhan, İ. (2010), Türkiye’deki Feminist Akımların Modernite ve Postmodernite İlişkilerine Eleştirel Bir Bakış(Yayımlanmamış yüksek lisans tezi İstanbul Üniversitesi, İstanbul.
Habermas, Jürgen (2001). İdeoloji Olarak Teknik ve Bilim, (Çev. Mustafa Tüzel), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Horkheimer, M, Adorno ve Thodor W. (1995) Aydınlanmanın Diyalektiği Felsefi Fragmanlar I, (Çev. Oğuz Özügül), İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
Kant, I. (2022). was ist aufklärung?. Norderstedt: Books on Demand
Karaduman, S. (2010). MODERNİZMDEN POSTMODERNİZME KİMLİĞİN YAPISAL DÖNÜŞÜMÜ, Journal of Yasar University 17(5), 2886-2896.
Kaval M. (2018). Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 6(4), 464.
Kellner, D.(2004) Popüler Kültür ve Postmodern Kimliklerin İnşası (Çev: Gülcan Seçkin), Doğu Batı Düşünce Dergisi, 2(15), 187-220
Kızılçelik, S. ve Erjem, Y. (1996), Açıklamalı Sosyoloji Sözlüğü, İzmir: Saray Kitabevleri
Koç, Y. (2014). Anadolu Mayası, Türk Kimliği Üzerine Bir İnceleme, Ankara: Cedit Neşriyat.
Littman L. (2018). Parent reports of adolescents and young adults perceived to show signs of a rapid onset of gender dysphoria. PloS one, 13(8), e0202330. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0202330
Maden, A. (2020). Postmodern Bağlamda Netflix’te LGBTIQ+ Söylemleri (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). İbn Haldun Üniversitesi, İstanbul.
Marinucci, M. (2020). Queer feminizme yönelik notlar (Çev. Barutçu, A.). ViraVerita Interdisciplinary Encounters, 11, 71-75.
Murphy, John W. 2000. Postmodern Sosyal Analiz ve Postmodern Eleştiri, (Çev. Arslan, H.), İstanbul: Paradigma Yayınları.
Okur, M. (28AD). Feminist ve Kuir Teori: Cinsiyet ve Cinsel Kimliğin Toplumsal Oluşumu,. Sosyal, Beşeri Ve İdari Bilimler Alanında Yeni Trendler III., 53-54.
Önder Erol, P. (2016), Modernite Projesinin Kökenleri, Dinamikleri ve Sonu, Sosyoloji Yayınları, 1(33), 51.
Öztürk, N. (2012), Bir Beden Sosyolojisi Problemi Olarak Namus Kavramı ve Kadın Bedeni (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi) Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, Karaman.
Özüdoğru, B. (2018). Beyaz Feminizm ve Öteki Kadınlar. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (12), 304-319.
Sedgwick, E. K. (1990). Epistemology of the Closet, Berkeley: University of California Press.
Serdar, Ziyaüddin (2001). Postmodernizm ve Öteki, (Çev. Gökçe Kaçmaz), İstanbul: Söylem Yayınları.
Smith, S. G. (1992). Gender thinking. Philadelphia: Temple University Press.
Swingewood, A. (1998). Sosyolojik Düşüncenin Kısa Tarihi, (Çev. Osman Akınhay), Ankara: Bilim ve Sanat yayınları
Weeks, J. (1998), “Farklılığın Değeri”, Kimlik: Topluluk/Kimlik/Farklılık içinde. (Çev: İ. Sağlamer), İstanbul: Sarmal Yayınları.
West, C. ve Zimmerman, D. (1987). Doing Gender. Gender and Society, 1(2), 126-140
Wiepjes, C. M., Nota, N. M., de Blok, C. J. M., Klaver, M., de Vries, A. L. C., Wensing-Kruger, S. A., de Jongh, R. T., Bouman, M. B., Steensma, T. D., Cohen-Kettenis, P., Gooren, L. J. G., Kreukels, B. P. C., & den Heijer, M. (2018). The Amsterdam Cohort of Gender Dysphoria Study (1972-2015): Trends in Prevalence, Treatment, and Regrets. The journal of sexual medicine, 15(4), 582–590. https://doi.org/10.1016/j.jsxm.2018.01.016
Yıldız, H. (2015). Postmodernizm Nedir? Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 1(13), 1.
Zeka, Necmi 1994. “Yolları çatallanan Bahçe, Aynalı Gökdelenler, Dil Oyunları ve Robespierre”, (Çev. Gülengül Naliş vd.), Postmodernizm, İstanbul: Kıyı Yayınları, ss.7-30.
Yorumlar
Yorum Gönder